Fırında kabak dilimleri

16 August 2010

Bahçede yeşil kabak var ve kabakları gördüğüm an toplamazsam, arkamı dönmemle büyüyorlar ve ben de ne yapacağımı, nasıl tüketeceğimi şaşırıyorum.

Köftenin yanına fırında patates kızartırken kabakları da dilimleyip kızartayım diye düşündüm, sonra da elim geçen gün buzdolabının derinliklerinde gördüğüm Japon ekmek kırıntıları pankoya gitti ve sonuc bizim evin erkeklerinin de yediği gayet kolay bir kabak çeşidi oldu.

Bu seferki tarifin pek ölçüsü yok, kabak büyüklüğüne göre diğerlerini ayarlayın derim.

  1. Bir yeşil kabağı yarım cm kalınlığında dilimlere kesim (mandolin var bende, işi çok kolaylastırıyor. Herbirinin aynı kalınlıkta olmasına dikkat edin.)
  2. Bir kaseye un, diğerine çırpılmış yumurta, diğerine de galeta unu koydum (panko vardı evde, onu kullandim.) Sanıyorum ki yumurtayı biraz sütle inceltebilirsiniz. Biraz büyükçe bir kabak için ben iki yumurta kullandım
  3. Kabak dilimlerini una batırdım, fazlasını silkeledim, sonra yumurtaya sonra da pankoya buladım, yaglı kağıt serili fırın tepsisine yan yana koydum.
  4. 375 F (190C) fırında kızarıncaya kadar, yanılmıyorsam 25 dk kadar, pişirdim
  5. Sarımsaklı yoğurtla servis yapın.  Tahmin ediyorum ki kabağa burun kıvıranlar bile yiyecektir.

Patateslerinizi Nasıl Kızartırsınız?

20 July 2010

Geçende, rss okuyucumdan takip ettiğim bloglardan birinde patates kızartmasını yapmak için benim için yeni bir yöntemden bahsediyordu. Alışılagelmiş kızarmış, çok sıcak yağın içine atmak değil, aksine tavaya önce dilimlenmiş patatesleri koyun, sonra da soğuk yağı ekleyin diyordu.  Meğer böyle kızaran patates diğer alışılagelmiş yöntemlerden daha az yağ çekermiş.  Yağ ölçümü yapmadım ama diğer kullandığım yöntemlerden çok daha iyi sonuç verdiğini söyleyebilirim.  Hem yağı çok yaktım mı, patatesi ekleyecek sıcaklığa geldi mi derdi de yok.  Patatesi yağda haşlıyorsunuz kısaca söylemek gerekirse.

Ben Yukon Gold cinsi, orta derece nişastalı patates kullandım.  Kızartma yağı içinse kanola yağı.  Patatesleri 1cm kalınlığında kesip iyice kuruladıktan sonra dökme demir tavama koydum, sonra da üzerini az kapatacak kadar yağ ekledim.  Karıştırmadan, altın rengi alana kadar pişirdim ve üzerine biraz tuz serpiştirip sofraya.

Madem o kadar yağ kızardı, bir de eski usul patates kızartması yapayım diye ikinci parti patatesleri attım yağa, birinci kızartmayı kısa tutup ikinciye de attığım halde bu yeni usulle elde edilen patates kızartmalarının yanına yaklaşamadılar.

Bu yöntemin tek kötü yanı bir tavadan fazla yapmak için ya bir tavadan fazla kirleteceksiniz ya da yağın soğumasını bekleyeceksiniz. En iyisi mi siz bir tavadan fazla yemeyin, kızartma sağlığa pek de yararlı değil biliyorsunuz.


Yeni döndüm Türkiyemden ama…

25 June 2010

Kısa tutacağım bu yazıyı; sadece neden arayı yine çok açtım onu haber vermek için yazayım dedim. Ve çok utandıran pisliğimizi, beni nasıl üzdüğünü bir de buradan yazayım istedim.

Küçük adamla başbaşa çıktığımız ilk yolculuk yorucu da olsa çok iyi geçti.  Önce yolculuk sebebimiz olan kuzenimin İstanbul’daki düğünü, üstüne de 2 haftalık Mersin.  Yaşı gereği bu aralar kamyonlara, kepçelere ve dahi tüm araçlara pek düşkün beyimiz.  Mersin’de de neredeyse her sokak kazılıyordu; yanılmıyorsam doğalgaz boruları döşüyorlardı.  Her gün bir “digger” seyretme seansı yaşadık, çalışanların sevgilisi haline geldik.  Hatta bir amcanın kucağında sürdük bile o aletlerden birini. AMAAAAA yollarda ne bir bariyer ne de “aman geçmeyin, kamyonlar, kepçeler yolu toz duman etmiş” diye zerre işarete rastlamadık.  Bu aletlerin yanından geçip de yoluna gidenlere kafayı taktım; ya bir şey olursa bu kadıncağıza yarın gazetede ne diyecekler, kimin ihmali yüzünden bu kaza oldu diyecekler acaba diye.

Zaman zaman da parka gittik, hani Mersin’de sahil boyu olan parklara.  Aslında bu çocuk parkları ve çay bahçeleri harika ama abartmıyorum parklar çok pisler. El kadar, daha iki yaşına girmemiş oğlum bile kumda oynarken bana bulduğu pislikleri göstermedi mi, alıp onları dolup taşan çöplere atmadı mı utandım cidden Mersin’den, çocuk parkına dahi sigara izmariti atan, sahil boyu yürüyüş yaparken elinde çıtırdattığı çekirdeğin kabuğunu fütursuzca yere atan ‘Mersinli’lerden.  Akşamları babasıyla bilgisayarda görüşürken, o gün yaptıklarımızın raporunu geçerken benim “parka gittik” lafımın üzerine babası zor anlasa da Türkçe kelimelerle “pis kum park” dedi ufaklık, bense daha da utandım memleketimden.  Eşim zaten derdi, bu (özellikle turistik alanlardaki) pisliğe çok şaşırdığını söylerdi de 23 aylık bir çocuktan da bu gözlemi duymak koyuyor adama.

Ben mi çok Amerikalı oldum, içinden çıktığum kabuğu beğenmez oldum yoksa o ülke bu ülke pis derken biz kendi memleketimize, kendi insanımıza bakmaz mı olduk.  Galiba ikincisi. Zira çok Amerikalı olsam hayatta takmam Türkiyedeki durumu, içerlemem…