Archive for Eylül, 2005

Tatlı Üçgenler

Saturday, Eylül 17th, 2005


Scones

Haftasonu kahvaltılarında sizler de farklı tatlar arıyorsanız ve bir yarım saatinizi ayırabilecekseniz bu tatlı üçgenleri bir ara denemenizi tavsiye ederim. Aslında öğleden sonraları, bir fincan kahvenin, iyi demli bir bardak çayın yanına da çok yakışıyorlar.

Çoğunlukla yeni bitme kahvecilerde rastlanıyor bugünlerde ama ismi ve tarihçesi çok eskilere dayanıyormuş. Kuzey İngiltere ve/veya İskoçyadan çıkageldiği söylenen bu üçgen ekmekçiklere aslında “scone” deniyor. Zamanında büyük, yuvarlak yapılırlarmış, şimdilerde o büyük yuvarlaklar 6 üçgene bölünüyor.

Yapımı gerçekten kolay ve kesinlikle elektrikli karıştırıcı kullanmayın derim. Hatta çatal ve bıçak ile karıştırın ve elinizi de bulaştırmayın; elinizin sıcaklığı içindeki tereyağı fırından önce eritmesin. Böylece içi yumuşacık, kat kat bir hamur oluyor.

Yulafla yapılanlar orijinaline daha yakınlarmış ama benim bahsedeceğimde genelde evde bulunan malzemeler kullanılıyor. Tarifi aldığım site: http://joyofbaking.com/SconesCoffeehouse.html

Gerekenler:

  1. 2 bardak un
  2. 1/4 bardak şeker
  3. 1 tatlı kaşığı kabartma tozu
  4. 1/4 tatlı kaşığı karbonat
  5. 1/4 tatlı kaşığı tuz
  6. 110 gr tuzsuz tereyağ (soğuk ve ufak parçalara bölünmüş halde)
  7. 1/2 bardak kuru meyveler (yaban mersini, kiraz, visne, üzüm, kuş üzümü, artık hangisini canınız isterse)
  8. 2/3 bardak süt + 1 tatlı kaşığı sirke (ya da 2/3 bardak kefir)

Üzerine sürmek üzere:

  1. 1 yumurta
  2. 1 yemek kaşığı süt

Yapılışı:

  1. Fırınızı 200C (400F) ayarlayın
  2. Büyükçe bir kAsede un, şeker, kabartma tozu, karbonat ve tuzu iyice karıştırın
  3. Ufak tereyağ parçacıklarını ekleyin ve çatal & bıçak yardımıyla unlu karışıma, ekmek parçacıkları görünümü alana kadar karıştırın. Elinizle karıştırmak her ne kadar cazip gelse de yapmayın ;)
  4. Kuru meyveleri ekleyin
  5. Sütlü karışımı da ekleyip hamur toplanana kadar karıştırın. Yine elinize hakim olup çatalla yapın bu karıştırma işlemini
  6. Hafifçe unlanmış bir tezgaha alıp elinizle top haline getirip yoğurun ve 18cm çapında ve 3.75cm kalınlığında bir hamur yapın
  7. Önce ikiye, sonra da her parçayı 3′e bölüp toplam 6 tane üçgen elde edin
  8. Fırın tepsinizin üzerine yağlı kağıt serip üçgenleri de onun üzerine yerleştirin
  9. İyice çırpılmış yumurtaya sütü ekleyip üçgenlere sürün, dilerseniz üzerine şeker de serpebilirsiniz, ben genelde koymuyorum
  10. Böylece fırına sürün ve 20 - 25dk kadar pişirin. Üzerleri kızarmış, ortasına batırılıp da tertemiz çıkan kürdan testini de geçtilerde piştiler demektir.
  11. Tepsiden alıp tel üzerinde 5 - 10dk soğumaya bırakın

Afiyet olsun!

Not: Türkçe isim bulma arayışıma yardımcı olan Oya’ya çok teşekkür ederim.

Agar Agar

Perşembe, Eylül 8th, 2005



Geçende yazdığım Mello Jello‘yu okuyanlar jelatin sevgimin derinliğini farketmişlerdir. Orada bırakılan yorumlarda anladık ki bu konuda yalnız değilim. Nasıl olayım ki?! Jelatinin nasıl yapıldığını biliyorsunuz diye tahmin diyorum. Bilmeyenler için kısaca: etini yediğimiz dana, koyun vs gibi dört ayaklı hayvancıkların kemiklerinin önce asitli bir karışımda bekliyor ki kalan et parçacıklarından arındırılsın, sonra da kaynatılıyorlar. Eminim çok daha karmaşık bir işlemden geçiyorlardır ama kısaca böyle özetlenebilir.

Ne yazık ki doğru bu yazdıklarım. Et yiyenleriniz, kemikli eti haşlayıp da soğuması için bekletenleriniz bilir; belirli bir süre sonunda jelleşme olur. İşte aynen o jelleşmeyi sağlayan maddeler var sevdiğiniz tatlılara eklediğini jelatinin içinde.

Hele yaşadığım ülkede domuz tüketimi fazla olduğu için jelatinin domuz kemiğinden yapılma olasılığı da az değil. “K”(osher) damgası vurulmuşunu bulmak zor değil ama öylesini almakla da iş bitmedi benim için; nedense içinde adını telafuz edemediğim şeylerin bulunduğu paketlerden çıkanları yemek işime gelmiyor. Renginin, tadının bile yapay olmasını bilmek pek hoşuma gitmiyor.

Sadete gelelim: ufak bir araştırma sonucunda bazı deniz yosunlarının da jelleştirme ozelliği olduğunu öğrendim. Uzak doğulular binlerce yıldır kullanırlarmış. O günlerde bir de benim gibi domuz eti yemeyen, Yahudi eşi olan bir arkadaşımla konuşurken onlara özel malları satan dükkandan aldığı “jelatin”den bahsetti. Markasını bilmiyorum ama içinde bir çeşit deniz yosunu oldugunu söyledi. Tamamdır, bu çok da garip bir şey değil, bilen biliyor diyerek o yosundan elde edilen malzemeleri bizim ufak şehirdeki dükkanlarda armaya başladım. Ne hikmettir bilinmez öyle normal marketlerde kolayca bulunan bir şey değilmiş. Halbuki heryer et yemeyenlerle dolu. Sonunda, her malın organiğini, her türlü egzotik şeyin satıldığı bir yerde buldum aradığım “agar agar”ı!


Agar Agar

Belirli bir kaç yosun cinsinin kurutulmasından elde edilirmiş bu pulcuklar. Doğrusu bu ya, ararken pul şeklinde olanı mı toz şeklinde olanı mı bulacağım, bilememiştim. Kısmet bu şeklineymiş. Yine okuduğum kadarıyla toz haline getirilmiş olanlar daha yoğunmuş. Mantıklı aslında; toz haline getirip de pul halini ölçerken aralarında kalan havayı yok ediyorsunuz. Çok karışık bir cümle oldu ama başka nasıl ifade edebilirdim ki!

Bir de haklı olarak kokusu var mı diye merak ediyor insanoğlu. Hayır kesinlikle yok.

Hayvan jölesinden çok farklı özellikleri var. Mesela çok daha düşük ısılarda jel halini halA koruyabiliyor. Hatta diyelim ki jölelenmiş halini beğenmediniz, yeniden ısıtıp yeniden eritmeniz mümkünmüş. Bunu deneme fırsatım olmadı, okuduklarımın yalancısıyım.

Paketin arkasında 1 bardak sıvıya (su da olur meyve suyu da olur) 1 yemek kaşığı kullanın diyordu. Ben de öyle yaptım ve geçende yazdığım çilek şurubuna benzer bir şekilde hazırladığım şeftali şurubunu suyla inceltip onunla pişirdim agar agarları. Elbette paketteki hazır jelatinler canlı bir renk elde edemedim ne de olsa içinde şeftaliden başka biraz da şeker vardı. 2 bardak meyve suyuna 1/4 bardak şeker ekleyip 2 yemek kaşığı agar agarı da bunlara ekleyip iyice bir karıştırıp 15dk kadar erimesini bekledim. Sonra da kısık ateşte karıştırarak pişirdim. Kaynadığında bile halA pulcuklar görünüyordu. 5 dk daha kaynattım, sonra da içine üç beş muz dilimi eklediğim kAselere paylaştırdım. 5 saat kadar sonra iyice sertleşmişti. Tadı da cok hafif tatlıydı.

İçinde yapay bir şey olmadığı için dilediğiniz tadı verebilirsinz tabii ki. Hatta dilerseniz ekşi jöle de yapabilirsiniz benim gibi ekşiseverseniz! Bunu yapmıyorlar jöle firmaları. Bir dahaki denememde pekmezli ve kızılcık ya da vişne suyula deneyeceğim.

Artık jelatin isteyen tarifleri gönül rahatlığıyla yapabileceğim. Umarım sizler de bulunduğunuz yerlerde bulabilir, sizler de deneme şansı yakalayabilirsiniz.

Ayrıca burada verdiğim bilgilerle yetinmeyin, araştırmanızı kendiniz de yapın derim.

Güncelleme (15 Ekim 2005) : Sevgili Güzide arkadaşım, uzun araştırmalar sonucu Türkiye’de ‘agartine’ adlı ürünü satın alabildi. Büyük marketlerin jöle satan bölümlerinde varmış bu ürün. Teşekkürler Güzide! Onun yorumlarını okumak için: orangelly ve mello jello tariflerine bakınız.