Archive for Mart, 2007

Ölümüne Çikolata

Pazartesi, Mart 26th, 2007
Ölümüne Çikolata

Çikolatadan başka bir şey istemeyen eşime yaptığım doğumgünü pastası. Malzemelerine bakınca anlayacaksınız ki bir çikolata severin vazgeçemeyeceği bir pasta oluyor bu. Yapımı çok zahmetli değil ama uzun sürebiliyor, zamana yaymakta fayda var. Bir gece önceden kekini yaptım, ara kremasını sürdüm ve ertesi gün öğlen de üst kremasını yapıp pastayı kapladım.

Süsler ise kek pişerken yapıldılar. Çikolata parçaçıklarının kıvrılması için benim kullandığım yöntem: çikolata daha kağıdında ve ellerimin sıcaklığıyla biraz ısınmışken patates soyacağıyla yavaşça çikolatayı “soymak”. Böylece yarı kıvrımlar elde edebiliyorsunuz. Sadece rende de yapabilirsiniz, o da güzel bir hava veriyor pastaya. 1kg civarında çikolata var pastada. İyi sonuç almak için en az %70 kakaolu çikolata kullanmalısınız. Amerikada yaşayanlara yakınlarında Trader Joe’s varsa orada satılan “Pound Plus”ın “Dark”ını tavsiye ederim.

Ayrıca çok ağır bir pasta olduğundan ufak dilimler kesmekte fayda var. Tarif Martha Day’in “Complete Book of Desserts” kitabından alınan “Death by Chocolate” keki.
15 - 20 kişilik. 1 bardak = 235 dl

Malzemeler:

  • 225 gr koyu çikolata, ufak parçalara bölünmüş halde
  • 100 gr tuzsuz tereyağ, oda sıcaklığında
  • 150 ml (2/3 bardak ) süt
  • 1 1/4 bardak esmer şeker
  • 2 tatlı kaşığı vanilya özü
  • 2 yumurta, sarısı ve beyazını ayırın, oda sıcaklığında
  • 150 ml (2/3 bardak) yoğurt, oda sıcaklığında
  • 2 bardak un
  • 2 yemek kaşığı + 1 tatlı kaşığı kabartma tozu

İç kreması

  • 4 yemek kaşığı çekirdeksiz ahududu reçeli (vişne reçeli de yakışır)
  • 4 yemek kaşığı brendi
  • 400 gr koyu çikolata
  • 220 gr tuzsuz tereyağ, oda sıcaklığında

Üst kreması

  • 1 bardak koyu çiğ krema
  • 115 gr koyu çikolata, ufak parçalara bölünmüş halde
  • En üzerine süs olarak daha az kakao içeren ve sütlü çikolatalardan yapılmış süsler

Yapılışı

  1. Derince, 22cm (9 inch) çaplı, kelepçeli bır kalıbınızı yağlayın, dibine yağlı kağıt serin. Yağ, çikolata ve sütü bir ufak tencerede, devamlı karıştırarak, çikolata eriyene kadar ısıtın. Ocaktan alıp şeker ve vanilyayı ekleyin ve soğutun
  2. Fırını 350F (175C) ısıtın
  3. Yumurta sarılarını ve yoğurdu iyice çırpın ve çikolatalı karışıma ekleyin. Un ve kabartma tozlarını eleyerek karışıma ekleyin, çatalla karıştırın. Ayrı bır yerde, yağsız, metal bir kap içerisinde yumurta aklarını köpük olana kadar çırpın ve diğer karışıma ekleyin. Alttan alarak, havalandırarak, söndürmeden karıştırın
  4. Kelepçeli kalıbınıza boşaltın, 45 - 55dk kadar, kürdan temiz çıkana kadar pişirin. Soğuma teline aktarın. Kek kalıbında 15dk kadar soğuttuktan sonra kelepçeden çıkartın, soğumaya bırakın
  5. Soğumuş keki 3 kata bölün
  6. Ufak bir tencerede ahududu reçelinin hepsini bir kaşık brendi ile ısıtın. Keklerden ikisinin üzerine eşit dağıtarak sürün
  7. Kalan brendi ile çikolata parçaçıkları ve tereyağını, devamlı karıştırarak eritin. Soğuyup biraz şekil almaya başlayınca üzerine ahududu reçeli sürdüğünüz kekin üzerine yarısını sürün. Kremanın üzerine, reçelli diğer parçayı, reçelli kısmı üstte kalacak şekilde oturtun. üzerine kalan kremayı yayıp kalan kek parçasını da kremanın üzerine oturtun. Bu şekliyle pastanın oturması, kendine gelmesi için bir süre bekleyin. Ben bu haldeyken üzerini fanusla kapatıp ertesi güne kadar beklettim
  8. Üst kreması için krema ve çikolatayı devamlı karıştırarak eritin. Gerekirse buzlu bir kaba oturtara soğutun, şeklini tutmaya başlayınca pastanın üzerini ve kenarlarını sıvayın. En üste de rendelediğiniz ya da kıvrık çikolataları serpiştirin
Ölümüne Çikolata Dilimi

Doğru da yazalım

Pazar, Mart 18th, 2007

Geçen gün yeni bir etkinlikten bahsetmiştim. Daha çok yeni olan, anlamlı bir etkinlikten. Türkçemizi doğru yazalım, doğru konuşalım ve koruyalım etkinliği. Bu etkinliğe benim de ilk katkım bu yazıyla olacak. Siz de katkıda bulunmak isterseniz dilyarasi yahoo grubumuza katılabilirsiniz.

Baştan söyleyeyim bu konuda da diğer hiç bir konuda olmadığım gibi uzman değilim. Öncelikle benim için Türkçe imla kurallarının evresinden kısaca bahsedeyim: üniversitede matematik okudum, kullanılan dil İngilizceydi. Orada, Türkçeye çok hakim bir profesörüm oldu ve kendisine yazdığım epostalara cevaben “sana hiç yakışmayacak hatalar yapıyorsun” derdi. Benim de her zaman için “biliyorum da uygulamaya üşeniyorum”, “aaa, ne hatası, farketmemişim bile”, “aceleden yazıyorum, hiç vaktim olmuyor ki bunlara dikkat etmeye” ve benzeri hazır cevaplarım vardı. O hataların bir çoğu da bugün sadece birinden bahsedeceğim imla hatalarımdı. Üniversiteden mezun olalı yaklaşık 14 sene oluyor. İlk ve ortaokulda öğrenmiş olmam gereken bu basit imla kurallarını, yaklaşık 10 sene önce çok değer verdiğim bir dost sayesinde tekrar hatırladım ve bu sefer içime işledi. Öyle ki artık okuduğum yazılarda bu hatalar yapılıyorsa çok rahatsız ediyor, yazının sonunu getirmekte zorlanıyorum, çoğu zaman da bitirmiyorum zaten. Ben de o profesörum ve bahsettiğim dostum gibi yakın bulduğum kişileri uyarır oldum. Kimileri aynen benim gibi hazır cevap verip yanlışlara devam ediyorlar kimileri düzeltmeye başladılar bile. Sizden ricam, bu yazıyı ukalalık olarak algılamadan okumanız ve sorularınız, sizin de ekleyecekleriniz olursa her zamanki gibi yorum bölümüne yazmanız olacaktır.

Nedir bugün hakkında yazacağımız imla kuralı? Nasıl öğrenmiştik zamanında, onu hatırlayalım öncelikle: “dahi anlamındaki `de’ (da) ayrı yazılır.” Buradaki “dahi”, “ilaveten/ek olarak” anlamında. Nedir bu “dahi anlamindaki `de’” Bir kaç örneğe bakalım:

  • “Onu da istiyorum bunu da.”
  • “Ben de gördüm Ayşe de.”
  • “Gelirken oraya da uğrayıp Uğur’a da bir dergi alır mısın?”

Peki, ayrı yazmasak ne olur?

Kısaca: yanlış olur. Anlam kargaşası olur. Okuyanlar dediklerinizi anlayana kadar ufak da olsa zorluk çekerler.

“Evde oda var” diyen bir kişi “evin içinde (bir) oda var” mı demek istiyor acaba? Yoksa bir yanlışlık yapılmış ve “evde o (Yavuz) da var” mi demek istiyor? Elbette bu cümlenin de içinde bulunduğu yazının bütünlüğünden bu iki anlamdan sadece birinin yazılmak istendiği ortaya çıkacaktır ama doğrusunu yazınca okuyucuyu bu gibi ufak sıkıntılara sokmadan anlatmak mümkünken neden uğraştıralım?

Bir başka örneğe bakalım: “yemekte istedim” diyen bir kişi

  • “(Onu çok beğendim ve) yemekteyken isteyiverdim” mi yoksa
  • “(dalındaki şeftaliler çok güzel kokuyorlardı, birini koparıp çantama atıverdim. Onu) yemek de istedim (ama yıkamadan yemek olmaz diye beklemek zorundaydım)” mi demek isteniyor?

Şu üç kelimelik cümleden nasıl da iki farkli anlam çıkıyor, görüyorsunuz değil mi? Peki neden bu hatayı yapıyoruz?

Eminim herkesin kendine göre bir çok sebebi vardır ama bence en önemlisi konuşurken de kullandığımız “de/da” bağlaçları birden bire, ses benzeşmesi ve uyumuyla “te/ta” sesleri ile çıkıveriyor ağzımızdan. Düşüncelerimizi yazıya aktarırken de bir çok kere ayrı bir “de” yerine bazen bitişik “de/da” bazen de “te/ta” yazıldığını görüyoruz.

Bazen bu konuda bilinçlendik derken birden bire bambaşka bir hata yapıyorken bulabiliriz kendimizi; bu sefer de her “de” yazışımızda şüpheye düşüyor olabilirsiniz. Ayrı mıydı yoksa birleşik mi yazılacak? “Şüpheye ne gerek, her /de/ ekini ayrı yaz işte” diyeceksiniz ama kazın ayağı öyle değil.

Her`de’yi ayrı yazma!

Öncelikle bazı kelimelerin son hecesi olan “de”ler var ki onlara, ek olmadıkları için dokunmamak lazım. “Belde”, “dede”, “ajanda” gibi. Bunun sebebini açıklamaya gerek yok.

Diğer, öncesindeki kelimeden ayrı yazılmaması gereken “de” için yine eskiden öğrendiklerimize başvuralım; ismin 5 hali vardı: yalın, e-hali, i-hali, de-hali ve den-hali. İsmin “de-hali” eklendiği nesnede “bulunmayı” anlatıyor. Yani “bendeki yürek” dediğinizde “bende bulunan yürek” de diyebilirsiniz ama “bulunan” yazmaya gerek bile yokken anlatabiliyoruz istediğimizi. Bu “de” ile bağlaç olan “de” aynı degildir ve uygulandığı kelime ile birleşik yazılırlar.

Buraya kadar yazdıklarımızı hepimiz biliyorduk, zamanında okulda öğrendik. Peki, bir şekilde unuttuk, simdi tekrar hatırlamak, hatalı yazımdan kurtulmak istiyoruz. İnsanın aklına hemen şu soru geliyor değil mi?

Nasıl bileceğim hangisi ayrı hangisi değil?

İşte bir kere bu bağlaçların ayrı yazılmasına dikkat etmeye başladığınız gün her “de” yazışınızda içinize bir sıkıntı basabiliyor, acaba hangisiydi diyorsunuz; “bağlaç de” mi, “ismin de-hali” mi yoksa bu kelimede zaten bir “de” var mıydı?

Aslında bunun cevabı yukarıda yazılı. Kelimenin son hecesi “de” veya “da” değilse iki seçenek kalıyor, ya bağlaç olacak (ve ayrı yazılacak) ya da kelimenin de-halidir (ve kelimeyle birlikte yazılacak). Yazmadan önce düşünün, cümlenizde kullanacağınız “de”den hemen sonra “bulunan” ifadesini eklediğinizde yazmak istediğinizin anlamı bozuluyor mu? Yoksa demek istediğiniz pekişmiş mi oluyor? Eğer ki cevabınız “pekiştirdi” yönündeyse demek ki yazmak istediğiniz ismin de-hali.

Çantada keklik –> “çantada bulunan keklik” anlamında yani ayrı yazılmayacak
Bahçedeki çiçekler –> “bahçede bulunan çiçekler” anlamında yani ayrı yazılmayacak
Gidip de dönmemek, dönüp de bulmamak var –> “gidip bulup dönmemek, donup bulup bulmamak var” anlamsız bir cümle oldu demek ki ayrı yazmakla iyi ettik
Çalış senin de olur –> “çalış senin dahi olur” mu yoksa “çalış senin bulunan olur” mu? Ne dersiniz?

Nasıl? Farklarını görmek zor değil aslında değil mi?

Bu bağlacın yazımında çokça rastladığımız bir başka hata da özel isimler kullanılırken “de” bağlacını yazmak için ayraç kullanmak. Özel isim olsun olmasın, eğer kullanılacak “de” ismin de-halini belirtmiyorsa ayrı yazılır arkadaşlar. Yani “Zeynep’te vardı” demek “O ortamda Zeynep bulunuyordu” anlamına gelmiyor, “O aletten Zeynep’in vardı” anlamına geliyor.

Bir başka bağlacımız da “ya da” ve nedense bu bağlacımızın “yada” şeklinde yazıldığını görüyoruz çoğu zaman. Burada da “da” eki ayrı yazılmalı halbuki. Aman dikkat!

Eğer sizler de okuduklarınıza, yazdıklarınıza dikkatli gözle bakarsanız belki bu hataları görürsünüz. Ne yazık ki gazetelerde rastlamak mümkün. Uyarabilecek kadar yakın hissettiğiniz dostlarınız eminim ki size minnetkar kalacakladır.

Kahvaltılık Topkek

Perşembe, Mart 15th, 2007
Kahvaltılık Topkek

Her sabah uzun uzadıya kahvaltı edebilmek çalışan bizlere pek nasip olmuyor ve yerini de bu gibi topkekler doldurmaya çalışıyor.  Her ne kadar şu ana kadar denediğim bir çok kahvaltılık keki sevmiş olsam da yenilerine her zaman açığız.  Bu tarifi Good Housekeeping adlı bir derginin mart sayısında gördüm ve sonunda deneyebildim.  Vicdan azabı duyurmadan doyuran cinsten oldukları için de tavsiye ediyorum.

1 bardak = 250 ml, 1 cup

  • 1 1/4 bardak un
  • 1 tatlı kaşığı kabartma tozu
  • 1/2 tatlı kaşığı karbonat
  • 1/2 tatlı kaşığı tuz
  • 1/2 tatlı kaşığı tarçın
  • 1 bardak yulaf
  • 1/3 bardak süt
  • 2/3 bardak tatlandırılmamış elma püresi
  • 1/4 bardak esmer şeker
  • 1/4 bardak pekmez
  • 2 yemek kaşığı zeytinyağ
  • 1 büyük yumurta
  • 3 - 4 orta boy havuç, rendelenmiş (1 1/2 bardak gelecek kadar)
  • 1/2 bardak kuru meyve (kayısı koydum)
  1. Topkek kalıbınıza kağıtları yerleştirin, fırınınızı 375F (190C) ısıtın
  2. Kuru malzemeleri büyükçe bir kapta karıştırın.  Yaş malzemeleri de ayrı bir kapta iyice karıstırdıktan sonra kuruların kabına ekleyin, iyice yedirin ama çok karıştırmayın
  3. Her bir oyuk tamamen dolacak şekilde kağıtlara paylaştırın, fırında 23 - 25dk, kürdan temiz çıkana kadar pişirin.  Fırından çıkar çıkmaz tel üzerinde soğutun.

Afiyet olsun!