Bir Şeftali Hikayesi
Wednesday, August 24th, 2005
Nasıl da sulu gözükuyor değil mi? Öyleydiler de.
Bayılırım her meyveye ama insanın kendi büyüttüğü ağaçtan yemesi gerçekten başka bir zevk. Kıyamıyorsunuz, bir yandan da doyamıyorsunuz!
Bu zevki bana aşılayan, bizleri toprakla haşır neşir büyüten aileme çok şey borçluyum. Dedemin torunuyum bu konuda herhalde; o da turunçgiller bahçeleri olan, hayatını öyle kazanan bir beymiş. Çok seviyorum sebze bahçemle, ağaçlarımla ilgilenmeyi; onlar çiçek açtıkça, meyve verdikçe tam gün doğuyor içime!

Geçen ekim ayında bu ağacı dikerken keşke bir de fotoğrafını çekseymişiz; bir tek benim, çukur açarkenki fotolarım var. Aslında dikkatle bakarsanız fotoğrafın sağında cılız, üzerinde yaprak olmayan bi çubuk görürsünüz, o da bizim meşhur ağaç! Fidanlıktan alıp eve getirene kadar arabada neredeyse tüm yapraklarını kaybetmişti.
Ayda bir gübresini vererek, yağışlı olmayan dönemde sulayarak büyümesini beklemeye başladık. Ama uzun zaman da bir ses çıkmadı ağaçtan.

Şubat sonunda pek de içaçıcı olmayan bir sebepten dolayı 15 günlük İskoçya + Türkiye ziyaretimin dönüşünde bahçede beni ağacımızın çiçekleri ve yine sonbaharda ektiğim herbiri birbirinden güzel renk renk laleler karşılamıştı.
Sonradan şeftali ağacının klasik hastalığı olan yaprak bükülme hastalığına tutuldu. Babamın önerisi üzerine kükürt sülfat almaya gittim ama bu Kaliforniya alem, yasaklamışlar o ilacı ve yerine, içeriğinde adını telafuz edemediğim bir çok maddenin olduğu bir ilaç alıp püskürtme yöntemi ile düzeltmiştim sorunu. Ama o hastalık geçene kadar ben de bittim!

Nisan ortasında artık birer badem kadar olan meyveler ağaççığa iyice yük bindirmeye başlamıştı. Ben de etrafım badem ağacı kaynasa da çağla satılmayan bir yerde yaşadığımdan, ağacın yükünü azaltmak bahanesiyle en az 10 tanesini yedim bunların. HalA yumuşak olmalarına rağmen çekirdeklerini yemedim elbette. Yine de çağlanın yerini tutamaz…

Üç ay boyunca ağacımızı desteklemek zorunda kaldık. Bir ara çok kuvvetli esinti varken o destek düşmüştü ve garibim ağaç da neredeyse tümüyle yere yatmıştı. Ne zaman olacak bunlar diyerek neredeyse her gün bir el atıyordum şeftalilere. Ama bu arada da “ya tatsız tuzsuz bir şey çıkarsa bunlar” diye de düşünmeden edemedim. Ne de olsa içinizde anne, baba olanlarınız bilir çocuğunuzu bildiğiniz en iyi şekilde büyütursünüz ama nasıl çıkacağını bir tek Allah biliyor!

Sonunda temmuz sonunda yemeğe başlayabildik ve o kadar çabuk bitti ki onca şeftali sonunda tadı da damağımızda kaldı. Nasıl mı kullandık şeftalilerimizi? Kesinlikle kıyamadım başka bir şey yapmaya ve sadece kahvaltılarımızda dilimlenmiş olarak ya da iş dönüşü, akşam yemeği öncesi atıştırma modundayken tazeyken yedik, bitirdik.

“Mevsimi neden bu kadar çabuk bitti?”, “Bizim neden sadece bir şeftali ağacımız var?”, “25 tane yedik mi bile?!” gibi sorular kaldı kafamda…


